Çocukluk Hayallerimden Çölün Kalbine: Mısır Seyahatim

8 yaşında küçük bir çocukken, salonun içindeki küçük bir odada çokça vaktimi geçirirdim. Babam bu odaya bir koltuk, bir masa ve bir kitaplık koymuştu. Saman kağıtlarına resimler çizerek ve ansiklopedilerde başka ülkeleri okurken zaman akıp giderdi. Annem anlatır, öğretmenim bir gün bana ne olmak istediğimi sormuş ben de “Ferrari ile dünyayı gezmek istiyorum” demişim. Eminim çevremdekiler bunu kariyer açısından olumsuz değerlendirmiştir. Mısır ve Piramitler, bu ansiklopedilerde ilgimi çeken yerlerden biriydi.

Yıllar geçti, ben bu isteğimi unuttum ama 2024 yılının Ağustos ayında, sevgili dostumla yani eşimle ilk yurt dışı seyahatimizi Mısır’a gerçekleştirdik. Önce Şarm El-Şeyh’te maceralı bir tatilin ardından Kahire’ye Piramitleri görmeye 8 saatlik bir çöl yolculuğu yaptık. 

Şarm El-Şeyh’te Keşif Dolu Bir Tatil

Şarm El-Şeyh; Sina yarımadasının güney ucunda, Kızıldeniz’e kıyısı bulunan, sadece turistik faaliyetlerin bulunduğu bir çöl şehri. Mısır’ın eski cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek tarafından 1982 yılında barış şehri olarak ilan edilmiş ve özellikle turizm alanında gelişimi için büyük teşvikler uygulanmıştır. 

Şehrin büyük bir bölümünü oteller, organizasyonlar ve alış veriş yerleri oluşturuyor. Dünya çapındaki büyük turizm markalarının 5 yıldızlı otellerinde uygun fiyatlı olarak misafir olabiliyoruz. 

Şehir yatay genişleyen bir yapıya sahip, yüksek binalar göremezsiniz. Oteller hep geniş alanlarda, geniş imkanlarla donatılmış. Bu da sizi tatil yaparken bir binanın içinde tıkılı kalmışsınız gibi hissettirmiyor ama ulaşım süresini arttırıyor. Fakat endişelenmemek lazım çünkü yollar 3-5 şeritli ve trafik lambası gördüğümü hatırlamıyorum.

Toz ve Gece Arasında: Sina’da Bir Bedevi Gecesi

Biz Mısır’a turla gittik. İçerisinde birçok etkinlik bulunuyordu ve hepsine katıldık. İlk olarak Sina çölünde bulunan bedevi kamplarına ATV ile gittik. Uçsuz bucaksız, yolların ve sokak lambalarının olmadığı bir çölde, 40 kişilik bir grupla rahatça ATV sürebilmek harikaydı. Tabi bu yolculukta güneş gözlüğümüzü ve puşimizi takarak çöl kumundan kendimizi korumamız gerekiyor.

İlk bedevi çadırına ulaştığımızda ATV’lerimizi park ettik ve çadırlarda oturmaya başladık. Burada bize çay ikram ediliyor. Bizim Karadeniz çayının açık hali diyebiliriz. Dileyen burada develere binebiliyor. Gerçekten uysal hayvanlar fakat pek rahat olduğunu söyleyemem. Yine de bize deve ile eşlik eden çocuklara bahşiş vermeyi unutmamak lazım.

Hava iyice kararmaya başladığında ATV’lerle 5 dakika uzaklıktaki Pharaonic Valley isminde minyatür piramitlerin olduğu yere geldik. Burası bedevi gecesinin olacağı asıl yer. Geniş bir alanda kurulu sıra gecesi konsepti gibiydi. Geleneksel müzikler eşliğinde sahne gösterileri yapıldı. Burada akşam yemeğimizi de yedik. Bizim ev yemeklerimize çok benziyordu, buna ek olarak ızgara tavuk ve deve eti de geldi. Ben beğendim ama eşim için aynısını söyleyemeyeceğim.

Tüm bunların ardından gece vakti ATV’lerle başlangıç noktamıza geri döndük. Gece farları yakarak sürüş yapmamıza rağmen, çölde hiç bir tabela ve ışıklandırma olmamasından dolayı sürüden ayrılmamaya dikkat etmek gerekli. Her ne kadar rehberler bize eşlik etse de bulunduğumuz alan bedevilerin çöldeki bölgesi.

Bu konuyla ilgili bir durumu açıklığa kavuşturmam gerek. Şarm El-Şeyh, turistik bir şehir ve etrafı dış girişlere karşı duvarlarla ve tellerle çevirili. Giriş ve çıkışlarda tıpkı gümrük gibi kontrol noktaları var ve burada askerler düzenli olarak nöbet tutuyor. Şehre giriş çıkışlarda kontrol sağlanıyor hatta yeri geliyor araçtan inip üst araması yaptırmanız gerekebiliyor. Bunlar belki de orta doğuda çok sıradan bir durum haline gelmiştir fakat benim için ilk başta tedirgin ediciydi.

Kızıldeniz’in Sakin Ritmi: Tekneden Derinliklere

Bir sonraki keşfim Kızıldeniz’de oldu. Yüzme bilmiyor olmama rağmen dalış yapmak ve korkumun üzerine gitmek istiyordum. Bunun için Ras Muhammed Milli Parkına geldik ve teknemizi beklemeye başladık.

Şarm El-Şeyh sadece bir turizm şehri olması, sanayi ve gemi imalatı gibi faaliyetleri olmaması sebebiyle; hem sahili hem denizi tertemiz bir yer. Yata binmeyi beklerken özellikle dikkat ettim, ne yerlerde nede denizde çöp göremedim. Gönül rahatlığıyla yüzülebilir. Ayrıca limandaki tekneler de çok temizdi ve bir çoğu lüks sınıfındaydı.

Yatımız bir mercana demir attı ve dalış ile ilgili bize eğitim verileceği söylendi. O dakikaya kadar heyecanım yoktu ama artık başlamıştı. Yüzme de bilmiyordum hem nasıl olacaktı? Eğitmen bize ekipmanları ve dalışta kullanılan işaret dilini anlattı. Ardından bize sıra numarası verilecekti ve 10’ar dakika dalışlar yapacaktık. Her ne kadar heyecandan vaz geçecek gibi olsam da, ilk sıraya adımı yazdırdım ve eğitmen ile birlikte daldık.

Suya dalarken çok heyecanlıydım ve “vazgeçmeyeceğim” dedim kendime. Dalış esnasında yalnızca ağzıma bağlı regülatörden nefes alabiliyordum ve buna alışmak ilk başta zor. Suyun içine girdiğim anda basınç kulaklarıma vurdu, gözlerim karardı ve yaşam mücadelesi veriyormuş gibi hissettim. Birden durdum, sakinleştim ve ağızdan aldığım nefesi kontrollü şekilde almaya başladım. Sadece nefesime odaklandım ve tüm heyecanım kendini suyun altını deneyimlemeye bıraktı.

Suyun altında rengarenk bir dünya vardı. Yer yer mercanlar, çeşit çeşit balıklar ve kumdan küçük adalar mevcut. Su sıcak ve kum adalarının çevrelerinde derinlik dizleri geçmiyor.

Sina Yamacında Bir Garip Mekan: Farsha Kafe

Tekne turumuzdan sonra Farsha Kafe’de bir şeyler yemek için biraz vakit geçirdik. Burası Dünya’da çok meşhur olmuş bir kafe. Özellikle gece yanan ışıkları önünde birçok gezgin fotoğraf çekiliyor. Minimalizm ve modernizme adeta savaş açmışçasına dopdolu bir kafe. Her yerde bir ayrıntıya, eski bir eşyaya rastlamak mümkün.

Buranın sadece bu ambiyası sebebiyle meşhur olduğu, menü noktasında bu kadar iyi olamayacağına dair bir ön yargıyla girdim içeri. Fakat yemekler ve içecekler noktasında çok başarılıydı.

İnsan Manzaraları: Old Bazaar’da Alışverişten Fazlası…

Alışveriş çılgınlığının ortasında bir sığınak: Sahabe Camii. Old Bazaar’a gece gitmemiz ve yatsı vaktinin geçmiş olması sebebiyle camii kapalıydı, maalesef içerisinde girmek nasip olmadı. Fakat dışarıdan bile çok ihtişamlı ve farklı bir camiiydi. Dışının kum renginde olması, ışıltılı dükkanların ortasında Afrika kıtasında olduğumu bana yeniden hatırlatıyordu. Fırsat olursa kesinlikle gündüz gidilmeli ve namaz kılınmalı.

Old Bazaar, Şarm El-Şeyh’in merkezi konumunda, trafiğin diğer yerlere nazaran biraz daha kalabalık olduğu bir yerleşim. Her yerde ışıltılı dükkanlar ve çeşit çeşit ürünler bulmak mümkün. Hediyelik eşya ve diğer şeyler için burası en iyi seçenek. Hem çok fazla çeşit var, hem uygun fiyatlı, hem de pazarlık yaparak daha da uyguna alınabiliyor.

Burada; Mısır’ın sembollerinin heykelciklerini, papirüsleri, hurma çeşitlerini, bijuteri ürünlerini, ev dekorasyonu ve giyime dair her şey vardı. Biz çeşit çeşit hurma, avokado ve heykelcikler aldık.

Kahire: Ölümsüzlük Arayışından Geriye Kalanlar

Şarm El-Şeyh’den Kahire’ye uçak olsa da son anda bilet kalmadığından otobüs seçeneğini değerlendirmemiz gerekti. Tam 8 saat Sina Çölü’nde ilerleyecektik ve birçok kontrol noktasından geçecektik. Sonra gelir miyiz diye düşünürken, yorgunluğumuz kararımızı daha fazla etkilemeden kabul ettik. 8 saat Sina Çölü’nde seyahat ettik ve camdaki manzara sadece sonsuz çöldü.

Bu yolda da sık sık kontrol noktalarında durdurulduk, hatta bir noktada otobüsten indirildik. Beyaz giyinen askerler otobüsü ve gerekli seyahat dokümanlarını kontrol ettiler. Bu kontrol noktalarında hiç heyecan yapmadığımı, olağan karşıladığımı fark ettim. Her türlü duruma ayak uyduran ve sakin kalabilen bir yapımın olduğunu yeniden keşfettim.

Dünya Malının Bin Yıllık İstirahati: Eski Mısır Müzesi

Kahire’de ilk durağımız Eski Mısır Müzesi oldu. Eski diyorum çünkü 2025 yılında dünyanın en büyük arkeoloji müzesi olarak Büyük Mısır Müzesi açılışını yaptı. Eskisinde 12 binden fazla eser bulunuyor ve hepsi birbirinden ilginçti. Bu müzede mumyaları, heykelleri, savaş ve günlük kullanım gereçlerini ve en önemlisi Tutankhamun’un hazinesini görebilirsiniz. Bu hazineyi görmek bile tüm seyahatimize değdi diyebilirim.

Eski müzede hazinenin fotoğrafını çekmek yasaktı ama yenisinde olmadığını okudum.

Çölün Ortasında Hayat Bulan Can: Nil Nehri

Müzenin basık havasından sonra biraz Nil Nehri’nde tekne turu harika olur diye düşündük. Malum o kadar mumyanın olduğu ortamın ferah olmasını bekleyemeyiz.

Kahire yeni ve eski olarak ikiye ayrılıyor ve hem müze hem Piramitler Eski Kahire’de yer alıyor. Nil Nehri’ni ülkenin bir ucundan diğerine doğru akarken, Kahire’den geçen kısmı fotoğraflarımda da görebileceğiniz üzere çok bulanık. Burada çok fazla inşaat halinde yapı ve kum tozları mevcutken, Yeni Kahire’de ise devam eden inşaatlar mevcut. Bunlar nehri fazlasıyla bulanıklaştırıyor fakat başka gezginlerden gördüğüm kadarıyla diğer yerlerde gayet temiz durumda.

Tüm bunlara rağmen Nil Nehri’nde bir tur yapmak, farklı yapıları bir arada görmek ve en önemlisi orta doğunun kültürel yansımalarını görmek bana farklı pencereler açtı.

Unutulmaya Direnen Bir Gelenek: Nil’in Sazlarından Papirüs Kağıtlarına

Mısır’a gelip papirüs kağıdı almadan elbette dönülmez, biz de papirüs enstitüsüne gittik ve burada nasıl yapıldığını da öğrendik. Bu papirüsler, Nil Nehri’nden toplanan papirüs (Cyperus papyrus) bitkisinden elde ediliyor.

Sazların soyulması, dövülmesi, suda bekletilmesi ve sonunda birbirine kenetlenerek tek bir gövde olması; tıpkı bir insanın çile çekerek, arınarak ve sabırla yoğrularak kemale ermesi gibi.

Papirüslerin üzerindeki görsellerin her biri Mısır tarihine ışık tutan bir hikayeyi anlatabiliyor yada tamamen sanatçının hayal dünyasını yansıtabiliyor. Enstitüdeki sanatçılar kendi el emekleri ile özel bir mürekkeple bu eserleri yapıyorlar. Bazı papirüslerde fosforlu mürekkepler kullanılabiliyor. Işıkta farklı bir hikaye anlatılırken, ışıklar söndürüldüğünde fosforlu olarak farklı bir hikaye anlatılabiliyor. Gerçekten görmeye değerdi.

Taşa Hapsedilmiş Beka Arzusu: Piramitler

Sonunda çocukluk hayalim olan, o ansiklopedilerde gördüğüm Piramitleri görmek nasip olmuştu. Kahire’nin merkezi konumunda bulunan, etrafındaki şehirden çöl ile ayrılan bir kral mezarlığı. Uzaktan büyük görünen, yaklaştıkça daha da büyüyen bir kütle.

Asırlar önce Piramitlerin dışı pürüzsüz, beyaz kireç taşlarıyla kaplıymış ve tepesindeki boşlukta yer alan altınla tam bir piramit şekli oluşturuyormuş. Altının çalınmasından sonra nereye götürüldüğü hala gizemini koruyormuş. Piramitlerin yapımından kısa bir süre sonra kral mezarına girildiği tahmin ediliyor. Etrafındaki inşaatlarda kullanılması için zamanla dışındaki kireç taşları sökülmüş ve günümüze bu şekilde ulaşmış.

Piramitlerin içerisine giriş zaman zaman açık oluyor ve rehber eşliğinde giriş yapabiliyoruz. Rehberimiz bize teklif ederken uyardı; içerisi çok havasız ve darmış. Ayrıca uzun sürüyormuş, biz de vaktimizi burada harcamak istemedik.

Piramitler; Mısır krallarının mezarlarıdır, asıl saraylar ülkenin güneyindeki Luksor şehrinde. Bence burası ölüm ve sonrasındaki yaşamı değil, ölümden sonrasına kalan kibri sergiliyor. Burası adeta insanın taşlar karşısındaki faniliğini gösteriyor bize. Birçok marifete ve akla sahip olan insan, bir taş kadar uzun yaşayamıyorken, kibri ile taşlar altında kalışını gösteriyor bize. Bu da Piramitleri turistik bir yapıdan çıkarıp, birer tefekkür nesnesi haline getiriyor.

Zengin Bir Geçmişin Yoksul Varisi: Kahire’nin Sokaklarından Giza’ya Bakmak

Şarm El-Şeyh’de, otellerin arasında, güzel yemeklerin ve temiz denizin eşliğinde tatil sürerken; Piramitleri görmek için çıktığım yolda aslında düşündürücü çok manzarayla karşılaştım. Duvarlarla çevrili bir şehir ve kontrolle giriş-çıkış, çölde otobüsle seyahat ve kontrol noktalarından geçiş, Kahire’nin turistik yollarının dışındaki gözümüzü yumduğumuz yaşam…

Ne ders çıkarmalıydık buradan?

Nelere şükretmeliydik?

Bu manzara bana neden gösterilmişti?

Peki ne yapacaktım?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Anlam, varılacak bir yer değil; yürüdüğümüz yolun kendisidir.

Görsel notlar: Instagram

Düşünce videoları: Youtube

Ne okuyorum: 1000Kitap